[E C]
Home
Documents
Books
Announcements
Çeviri
English Certificate Documents
[Documents]

 
 
 
 
 
 
 

bilgisayar, web, linux, eposta, bilgisayar portu, bilgisayar destekli eğitim, html, ücretsiz web alanı, proxy, bilgisayar programları, web tasarım, unix işletim sistemi, bilgisayar donanımı, 2 el bilgisayar, vatan bilgisayar, eposta, e-mail, bilgisayar taksit, web sayfasi yapmak, ikinci el bilgisayar, bilgisayar fiyatları, bilgisayar ağları, web tasarim, web siteleri, web programlama kursu, web design, unix, bilgisayar parçaları, bilgisayar masası, bilgisayar ders notları, planlar bilgisayar

TÜRKÇE ARAMA
TÜRKÇE WEB, EMAIL, DIVX ALTYAZI, MP3, ARKADAŞ ARAMA MOTORU

ROSELAND
SATILIK İRLANDA SETTERİ

WordTest.com - Kelime Öğrenmenin En Hızlı Yolu
MT2 için İngilizce - Türkçe Sözlük Dictionary

ability: ehliyet; kabiliyet; yetenek; iktidar.
able: ehil; muktedir; yetkili; güçlü.
about: her tarafta; orada burada; çepeçevre; yakında.
abroad: yurtdışı; yabancı memlekette; memleket dışında; dışarıya.
accomodation: uyma; intibak; yerleşme; uzlaştırma.
according: uygun olarak, göre, as göre, as tipki
accurate: doğru; dikkatli; titiz; ihtimamlı.
ache: acı; sızı; sancı; acımak.
aches: my head başım ağrımak yor.
acid: hamız; ekşi; asit; kıraç.
across: bir taraftan öte tarafa; karşıdan karşıya; karşıya; karşıda.
active: etkin; etkin; fail; faal.
actually: aslında; gerçekten; bilfiil; haddi zatında.
addition: ek; ilave; toplama; ekleme.
adult: reşit; aldatma; kandırma; tağşiş.
adventure: macera; serüven; tehlike; risk.
advice: öğüt; nasihat; tavsiye; ticari bir işlemi resmi olarak bildiren haber.
african: development bank afrika gelişme bankasi; development bank afrika gelişme bankası.
after: sonra; daha sonra; bir sonraki; peş peşe.
afternoon: öğle den sonra; off öğleden sonra tatil; paper akşam gazetesi; performance matine.
afterwards: sonradan; sonra; payable sonradan ödenecek; immediately hemen sonra.
again: gene; yine; tekrar; yeniden.
aged: yaşlı; fail borsada; asylum for the huzurevi.
agreed: kabul edilmiş; mutabık kalınmış; anlaşıldı.
airline: havayolu; hava yolu; accident uçak kazası; bag uçak torbası.
airplanes: fleet of uçak filosu; fleet of hava alayı.
airport: hava meydanı; havaalanı; havalimanı; control tower uçuş kontrol kulesi.
almost: hemen hemen; az daha; takriben; yaklaşık olarak.
alone: tek başına; yalnız; yalnızca; go-it policy kendi haline bırak politikası.
along: boyunca; uzunluğuna.
already: bile; şimdiden; detriment incurred vuku bulmuş olan hasar.
also: hem; hem de; de; da.
although: her ne kadar; ise de; olmasına rağmen; olduğu halde.
always: daima; her zaman; her vakit; her defa.
amazing: şaşırtıcı; hayret verici; garip; acayip.
among: arasında; ortasında; onlardan biri; aralarında.
amount: meblağ; tutar; meblağ; miktar.
amounts: advised bildirilen meblağ; average the meblağların ortalamasını bulmak.
ancient: eski; eski zamandan kalma; ezeli; kadim.
angry: hırslı; hiddetli; dargın; kızgın.
animals: hayvanat; of a base nature murdar hayvanlar; cruelty to hayvanlara kötü davranma / ceza verme; liability for hayvanlara karşı sorumluluk.
another: bir başkası; başka bir tane; başka; başkası.
answer: yanıt; cevap; karşılık; hesabın doğru sonucu.
answers: he to that description tarife uyuyor.
anything: bir şey; herhangi bir şey; hiçbir şey; şu veya bu.
anyway: her şeye rağmen; yine de; gene de; her ne olursa olsun.
appointment: tayin; memuriyet; vazife; ikame.
area: alan; saha; yüzölçümü; bölge.
areas: for expansion genişleme alanları; backward geri kalmış bölgeler; desert bozkır; desert çöl alanı.
arithmetic: aritmetik; hesap; aritmetik; and logic unit aritmetik ve mantık birimi.
army: ordu; kara ordusu; ordu; asker.
around: etrafına; etrafında; yakında; civarında.
arrangements: sulhen anlaşma; for a journey seyahat hazırlıkları; borrowing ödünç alma sözleşmesi.
arrive: varmak; vasıl olmak; muvasalat etmek; ulaşmak.
arrived: from port son yükleme limanı.
asked: istenmiş; talep edilmiş; talep edilmiş; and bid (borsa) arz ve talep.
asking: sorma; evlenme teklifi; price satıcının satış yapmayı kabul ettiği fiyat; to be had for the isteyene bedava / ücretsiz verilir.
asleep: to fall dalmak; to fall zıbarmak.
assistant: yardımcı; muavin; asistan; kalfa.
attraction: çekim; çekicilik; çekme gücü; albeni.
attractions: tourist turistik yerler.
attractive: çekici; cazip; havalı; göz alıcı.
august: Ağustos ayı.
avenue: cadde; sokak; geniş yol; iki yanı ağaçlık yol.
away: uzağa; uzakta; from home seyahatte; from home evde yok.
axes: maker or seller of baltacı.
baby: bebek.
back: sırt; geri; ciro etmek; arkasını imzalamak.
baggage: bagaj; yolcu eşyası; ordu ağırlığı; hafifmeşrep kadın.
balloon: balon; yükseltmek; borsada hisse senetlerini suni olarak yükseltmek.
ballooning: borsada hisselerin suni yükselmesine neden olma.
balls: up (argo) yüzüne gözüne bulaştırmak; up berbat etmek; moth naftalin.
bamboo: bambu; hintkamışı; kamış.
band: bant; bağ; sargı; şerit.
bang: gürültü; patlama; patırtı; enerji.
bank: a; bir mahkemeyi teşkil eden hakimler heyeti; mahkeme; sıra.
banks: bond tahvillerimiz ve bonolarımız; associated (US) kliring bankaları.
bare: çıplak; açık; sade; basit.
beach: kumsal; kıyı; plaj; karaya çekmek.
beautiful: güzel; latif; göze; kulağa.
beauty: güzellik; aid güzellik müstahzarı; aid güzellik ürünleri; contest güzellik yarışması.
became: to aware of sth uyanmak.
because: çünkü; zira; sebebiyle; için.
behind: arkada; arkasında; ardında; gerisinde.
believe: inanmak; güvenmek; itimat etmek; iman etmek.
believed: if he is to be ona inanmak acak olunursa.
belong: ait olmak; mensup olmak.
below: aşağı; aşağıda; alt katta; yeryüzünde.
bicycle: bisiklet; bisiklete binmek; bisikletle dolaşmak; pump bisiklet pompası.
birthday: doğum günü; party doğum günü partisi; present doğum günü armağanı; age last son doğum günündeki yaş.
black: siyah; kara; siyah giysi; zenci.
blank: boş; boşluk; boş veya açık yer; boş kâğıt.
blanket: örtü; battaniye; ince tabaka; geniş kapsamlı.
blond: sarışın; hair sarı saç.
blood: kan; özsu; mizaç; huy.
blue: mavi renk; çivit; mavi üniforma; gök.
boats: bridge of kaptan köprüsü; hoisting in of the gemileri karaya çekme; take to the kayıklara binmek.
both: yalnızca biri değil; her ikisi de; da de.
bought: satın alınmış; alınmış; and sold notes borsa acentesinin verdiği; book / journal satın alınan eşya yevmiye defteri.
bracelets: kelepçe.
brackets: (high) income (yüksek) gelir dilimleri; middle income orta gelirli; round parantez; square köşeli parantez.
bread: ekmek; yiyecek; maişet; geçim.
british: Britanya'ya ait; İngiliz; Britanyalı; board of film censors İngiliz Film Sansür Heyeti.
brother: erkek kardeş; birader; kardeş.
brothers: uterine ana tarafından erkek kardeşler.
brought: getirilmiş; down nakl-i yekûn olarak aktarılmış; forward nakl-i yekûn olarak aktarılmış; forward s nakl-i yekûn.
building: inşa etme; yapı; bina; daire.
buildings: auxiliary müştemilat; dim outlines of yapıların belli belirsiz silueti; exhibition sergi binaları; expenditure on bina için yatırımlar.
cafe: (Br) lokanta; kahvehane; pastane; kahve.
cake: pasta; kek; kalıp; kalıp şeklini almak.
cakes: sell like hot ekmek peynir gibi satmak; to sell like hot kapış kapış gitmek; to sell like hot peynir ekmek gibi satılmak.
calculate: hesaplamak; hesaplamak; saymak; ayarlamak.
calculation: hesap; hesaplama; tahmin; hesaplanma.
called: adında; ödeme çağrısı yapılmış; çağrılmış; adlı.
camels: train of deve sürüsü / katarı.
canal: kanal; su yolu; geçit; ark.
cannot: choose but mecburdur; I afford this bunu bütçem kaldırmaz; evidence that be gainsaid reddedilemeyecek delil.
capital: sermaye; dört istihsal amilinden biri; kapital; anapara.
careful: dikkatli; titiz; itinalı; ölçülü.
carefully: iyice; examine dikkatle incelemek; go about it işini titizlikle yapmak; handle sb birine iyi muamele etmek.
carry: elde; taşımak; nakletmek; götürmek.
carrying: taşıma; nakil; götürme; taşıyıcı.
cars: assemble railway vagon monte etmek.
carver: nakkaş; oymacı; fish servis bıçağı; being a / chiseler / engraver oymacılık.
cash: nakit; kasa; hazır para; nakit.
castle: şato; kale; hisar; builder hayalci.
cathedral: katedral; büyük kilise.
cats: and dogs (borsa , US) ucuz hisse senetleri; rain and dogs bardaktan boşanırcasına yağmak.
caught: tutuk; to be in a shower sağanağa yakalanmak; to be in the meshes of the law kanunun ağına düşmek; to be on the wrong foot hazırlıksız yakalanmak.
cause: sebep; saik; hukuki vakıa; dava sebebi.
caused: tütsülü; damage by hail/ by hailstorms dolunun yaptığı hasar; damage by water suyun sebep olduğu hasar; destruction by the fire yangının neden olduğu harabe.
central: merkezi; merkezi; ortadaki; ana.
change: değiştirmek; değişim; değişme; değişiklik.
changed: değişik; (patient) to be for the worse kötüye gitmek; to be değişmek; to be değiştirilmek.
changing: değiştirme; değişme; çevirme; mütehavvil.
channel: kanal; ırmak yatağı; kanal; mecra.
characteristic: özellik; özellik; hususi; hususiyet.
cheap: ucuz; az emekle elde edilebilen; ödenen paraya karşılık iyi değerde; düşük fiyatlı.
cheaper: the press bulvar gazeteciliği / basını.
check: çek; denetim; sağlama; bkz.
checks: and balances yasama; received alınan banka çekleri; altered tahrif edilmiş çekler.
cheese: peynir; peynir kalıbı; paring cimri; paring eli sıkı.
cheques: in process of collection tahsilata verilmiş çekler; stamp duty on (Br) çek vergisi; to issue bad karşılıksız çek yazmak; returned (US) checks /(Br) iade edilen çekler.
chest: gögüs, sandik, kutu, banka
children: füru; evlat; sübyan.
china: Çin; porselen; çini; fayans.
chocolate: çikolata; koyu kahverengi; plain sütsüz / bitter çikolata; tablet of kalıp çikolata.
choice: seçim; seçme; ayırma; tercih hakkı.
choose: seçmek; seçmek; ayırmak; arzu etmek.
christmas: Noel; bells Noel çanları; bonus Noel ikramiyesi; box Noel armağan paketi.
church: kilise; kilisede yapılan ayin; din adamlığı; dinsel güç.
cinema: sinema; film gösterilen bina; film endüstrisi; sinema sanatı.
circle: çember; dönge; daire; çember.
circular: sirküler; tamim; el ilanları; genelge.
class: sınıf; tabaka; zümre; kast.
classroom: sınıf; derslik; dershane; teacher sınıf öğretmeni.
clay: kil; çamur; balçık; çanak.
clean: temiz; saf; tamamıyla; iyice.
clear: temizlemek; aydınlık; parlak; berrak.
close: kapatmak; yakın; yanında; yakınında.
cloth: kumaş; bez; örtü; rahiplik mesleği.
clothes: (Br) elbise; giysi; yatak takımı; giyecek.
cloud: bulut; bulutla kaplamak; karartmak; örtmek.
clubs: sporting spor kulüpleri.
cold: soğuk; üşümüş; ölmüş; nesnel.
colour: renk; boya; canlılık; yüz kızarması.
colourful: canlı; renkli; rengârenk; style of writing renkli üslup.
colours: sancak; flama; kişinin bağlı olduğu renkler; bayrak.
combination: birleşme; ittihat; kasa şifresi; kombinasyon.
comfortable: rahat; konforlu; rahatlatıcı; sıkıntısız.
comma: virgül; virgül işareti; virgül; alignment virgüle göre hizalama.
companies: act şirketler kanunu; associate (Br) hisselerinin asgari % 20'si.
company: şirket; grup; misafir grubu; misafir.
complete: tam; tamam; bütün; bitmiş.
consequently: sonuç olarak; bundan dolayı; böylece; bu nedenle.
contain: kapsamak; içine almak; ihtiva etmek; havi olmak.
contains: (food) which cheese peynirli; a number which five digits beş rakamlı sayı; a number which so many digits rakamlı; sth which eight things sekizli.
conversation: konuşma; sohbet; muhavere; mükâleme.
conversations: entertain konuşmalarda bulunmak.
cooperation: işbirliği; destek; yardım; elbirliği.
could: can yardımcı fiilinin geçmiş zamanı.
coupons: detach due vadesi gelen kuponları kesip çıkarmak; detached koparılmış kuponlar; interest payable to bearer hamiline faiz kuponları; matured vadesi gelmiş kuponlar.
cream: kaymak; krema; cilt kremi; öz.
created: liability by statute kanun gereği sorumluluk; surety by operation of law kanuni garanti; to be yaratılmak.
criminal: suçlu; mücrim; kanuna karşı gelen; kabahatli.
crops: basic (US) başlıca tarım ürünleri; change of almaşık ekim; distribution of tahıl değiştirme; gather in the hasat yapmak.
culture: kültür; ıslah; aşılama; bir toplumun yaşam biçimi.
cupboard: dolap; büfe; raf; yüklük.
czech: Çek Cumhuriyeti; insanları ya da dili ile ilgili.
dangerous: tehlikeli; muhataralı; kazalı; korkulu.
dark: (Br) karanlık; koyu; esmer; müphem.
darling: sevgili; sevimli; çekici; hoş.
daughter: kız; kız evlat; evlat; company bir holdinge giren şirket.
days: accounts receivable alacak tahsil süresi; after date bu tarihten itibaren; after date gün sonra; after sight ibrazdan sonraki günler.
dear: sevgili; aziz; pahalı; fiyatlı.
decreasing: azalan; küçültme; tenkisat; costs düşen maliyet.
deep: derin; anlaşılmaz; şiddetli; ağır.
delicious: hoş; şirin; nefis; lezzetli.
depend: bağlı olmak; güvenmek; ihtiyacı olmak; sallantıda kalmak.
detached: ayrılmış; çözülmüş; koparılmış; ilgisiz.
details: teferruat; ayrıntılar; incelikleri; tafsilat.
diabetes: şeker hastalığı; (med) şeker; afflicted with şekerli.
dictation: dikte; emir; imla; take dikte almak.
difficult: güç; zor; çetin; huysuz.
disappear: yok olmak; gözden / ortalıktan kaybolmak; yok olmak; from circulation tedavülden kalkmak.
disease: hastalık; illet; marazi; breeding occupation hastalığa yol açan uğraş.
diseases: cardiovascular kalp ve damar hastalıkları; gastrointestinal mide ve bağırsak hastalıkları; gynecological kadın hastalıkları; hospital for mental (US) akıl hastanesi.
draw: çekme, çekis, silah çekme, (kura) çekme
each: her; her bir; tl; one her biri.
early: erken; eski; iptidai.
earn: kazanmak; hak etmek; kazandırmak.
earth: toprak; kara; zemin; yerküre.
easier: daha kolay; way to pay daha kolay ödeme yolu; rule (fiyatlar) düşük düzeyini sürdürmek; to become kolaylaşmak.
easily: kolayca; kolaylıkla; rahat rahat; kuşkusuz.
easy: kolay; sakin; yumuşak; rahat.
eaten: month güve yemiş; month yıpranmış; month eskimiş; worm kurt yeniği.
eating: yemek yeme; yeme; apple çiğ yenilebilir elma; facilities yemek yeme imkânları.
eight: sekiz.
eighteenth: letter of the Turkish alphabet o , o.
either: ikisinden biri; ya o ya bu; her iki; ikisinden her biri.
elephant: fil; tekel yaratma eğilimi gösteren.
empire: imparatorluk; hükümdarlık.
empty: bos, bos, bosaltmak, tahliye etmek
engagement: randevu; nişan; sözleşme; işe alınma.
english: İngiliz; İngilizce; basement (US) giriş katı.
enough: yeter miktar; kâfi; kâfi derecede.
entertainment: ağırlama; eğlence; toplantı; ziyafet.
eruption: patlama; püskürme; indifa; diş çıkması.
especially: özellikle; bilhassa; her şeyin üstünde; hususuyla.
europe: Avrupa ..
european: Avrupa'ya ait; Avrupalı; Avrupa ölçüsünde.
everything: her şey; disparage her şeyi kötülemek; hold her şey dursun.
exam: / n / ination sınav; / n / ination imtihan.
examined: tetkik edilmiş; muayeneden geçmiş; incelenmiş; denetlenmiş.
example: örnek; numune; misal; nüsha.
examples: illustrate with örneklerle açıklamak.
excellent: mükemmel; nefis; çok iyi; kusursuz.
except: dışında; hariç; 'den başka; istisna etmek.
exhibit: resim; kroki vb; delil olarak mahkemeye sunulan belge; sergi eşyası.
expect: beklemek; ümit etmek; sanmak; tahmin etmek.
expensive: pahalı; masraflı; fiyatlı; advertising pahalıya çıkan reklam.
explaining: takrir; tefhim; fully açılma; sth very clearly tasrih.
explosion: patlama; infilak; tutuşma; parlama.
face: yüz; çehre; surat; sima.
fact: gerçek; hakikat; fiil; vaka.
factories: standardization of fabrikaların standardizasyonu; agricultural tarım kombinaları; safety inspection of güvenlik teftişi.
factory: fabrika; imalathane; yapımevi; atölye.
fall: düşüş; çöküş; sonbahar; şelale.
false: sahte; düzme; yapmacık.
families: job meslek grupları; occupational birbirine yakın meslekler; service asker aileleri.
family: çoluk çocuk; zürriyet; akraba; kabile.
famous: ünlü; meşhur; tanınmış; şöhretli.
fantastic: garip; acayip; mantıksız; hayali.
farm: çiftlik; ekmek; ekip biçmek; çiftçilik yapmak.
farming: çiftçilik; tarım endüstrisi; tarım; tarımcılık.
farms: buildings çiftlik binası.
farther: ,,,, daha uzak,,,,,, daha uzun,,,,,, öteki,,,,,,, ötedeki
fascinating: çekici; büyüleyici; sürükleyici.
fast: oruç; perhiz; oruç tutma süresi; çabuk.
faster: depreciate hızlı amortismana tabi tutmak; travel than sound sesten hızlı gitmek; to depreciate hızlı amortismana tabi tutmak.
fatty: yağlı; içinde çok yağ olan; acid yağ asidi; tissue yağ doku.
feature: özellik; yüz organlarından biri; bir şeyin göze çarpan kısmı; özellik.
feel: dokunma hissi; dokunarak yoklama; his; duygu.
feeling: dokunma duygusu; dokunma; his; duygu.
feelings: duygular; duygu âlemi; hissiyat; of guilt suçluluk duygusu.
fell: post; pösteki; kesmek; kesip devirmek.
felt: keçe; fötr; çuha; tip pen keçe uçlu kalem.
fifteenth: letter of the Turkish alphabet l , l.
fight: kavga; dövüş; savaş; mücadele.
fighting: dövüşme; kavga; muharebe; savaşma.
fill: doldurma; dolumluk; dolduracak miktar; toprak düzlemede kullanılan toprak veya moloz.
filled: dolu; dolgun; dolmuş; field sürülmüş alan.
film: zar; ince tabaka; ince tel; lif.
finally: en sonunda; nihayet; kesin olarak; son biçimi ile.
finish: son; nihayet; bitiş; varış.
fish: balık; balık eti; (kart oyunu) fiş; torpido.
fishing: balık tutma; balıkçılık; agreement balıkçılık anlaşması; area balık avlama sahası.
flat: düz; yassı; yüzüstü; sırtüstü.
flats: (Br) apartman binası; topuksuz ayakkabı.
flexible: esnek; bükülebilir; eğrilebilir; esnek.
flight: uçma; uçuş; uçak yolculuğu; uçak seferi.
floors: inlaying of zemine parke döşeme; to live three up üç kat yukarıda oturmak; lift to all katlarda duran asansör; person who cleans or polishes silici.
flour: un; ince toz; pudra; unlamak.
flying: uçan; uçuş; uçma; uçakçılık.
follow: takip etmek; izlemek; peşinden gitmek; tabi olmak.
following: müteakip; izleyici; arkadan gelen; aşağıdaki.
football: futbol (topu; futbol (oyunu; federation futbol federasyonu; ground futbol sahası.
fought: hard sıkı dövüşmüş.
fourth: dördüncü.
france: air Fransız Havayolları.
french: Fransa'ya; Fransızlar'a veya Fransızca'ya ait; Fransızlar; Fransızca.
friday: black mali kriz; black panik; girl (Br) kâtip.
friendliness: sıcakkanlılık; sokulganlık; yalpaklık.
friendly: dost; dostça; uygun; dosta yakışır.
frightened: to be out of one's wits ödü kopmak; to get sort of biraz korkmak; to be badly ödü kopmak.
full: dolu; tüm; dolu; meşgul.
further: ötedeki; uzaktaki; daha uzak; ilave olunan.
garden: bahçe; bahçıvanlık etmek; bahçede çalışmak; çiçeklerle uğraşmak.
gave: the fall him a nasty jar düşmesi onu epeyce sarstı.
general: genel; genel; umumi; umuma ait.
gentle: nazik; yumuşak huylu; kibar; tatlı.
ghost: ruh; can; hayalet; hortlak.
ghosts: hayaletler; to see hayalet görmek.
giant: dev; büyük; (size) package büyük boy ambalaj; tanker dev tanker.
girlfriend: yakın kız arkadaş; sevilen kız / kadın; flört; manita.
girls: college for kız koleji; school for kız okulu; the part of a house reserved for women and haremlik.
glass: cam; camdan yapılmış şey; bardak; kadeh.
gold: altın para; servet; zenginlik; altın rengi.
gradually: derece derece; tedricen; giderek; gitgide.
grand: (US) büyük; azim; ulu; baş.
grandmother: anneanne; büyükanne; nine.
great: büyük; kocaman; iri; cüsseli.
greyhound: tazı; ocean süratli yolcu gemisi.
group: grup; küme; öbek; heyet.
groups: arrange in gruplara ayırmak; arrangement in gruplara ayırmak.
hair: saç; kıl; tüy; kılpayı mesafe.
half: yarım; buçuk; nısıf; nim.
hands: down zahmetsiz.
hanging: ipe çekerek idam; oda duvarlarına asılan kumaş; idam; asık.
happened: sth which has vaki; what ne oldu ?; would that it hadn't olmaz olaydı !.
happy: mutlu; mesut; talihli; memnun.
harbour: liman; sığınacak yer; barındırmak; misafir etmek.
hard: katı; sert; pek; güç.
have: malik olmak; sahip olmak; olmak; saymak.
haven: liman; melce; sığınak; of rest barınak.
health: sağlık; sıhhat; beden sağlığı; afiyet.
healthy: sağlıklı; sıhhatli; sağlam; sıhhi.
hear: işitmek; duymak; dinlemek; kulak vermek.
heard: işitilmiş; repeat sth işitilen bir şeyi tekrarlamak; to be next month (dava) gelecek aya tecil edilmek.
heart: yürek; kalp; gönül; can.
heavy: kaldırılması zor; sakil; büyüklüğüne göre ağır; (yağmur , rüzgâr , fırtına) şiddetli.
hello: Merhaba ! Selam; (Br) şaşkınlık sözü; selam.
help: yardım; yardım; muavenet; çare.
hepatitis: infectious mikrobik sarılık.
here: burası; burada; buraya; bu noktada.
herself: (dişi) kendi; kendisi.
high: yüksek; yüksek; âli; mağrur.
historical: tarihsel; tarihi; tarihe geçmiş; tarihe uygun.
history: tarih; tarihi olaylar; tarihi dram; tarih kitabı.
holding: tutma; kira ile tutulmuş arazi; engelleme; mal.
holds: (sth) which (so many) liters / litres litrelik; container which one ölçek ölçek; who a meeting âkit.
holiday: tatil; bayram veya yortu günü; tatil yapmak; tatile çıkmak.
holidays: with pay (Br) ücretli izin; with pay act (Br) ücretli izin kanunu; a fortnight on beş günlük izin; adjourn over the bayramın sonuna kadar ertelemek.
holy: kutsal; mukaddes; mübarek; aziz.
home: ev; aile ocağı; yuva; mesken.
homework: ödev; evde hazırlanacak ders; vazife; to do one's ev ödevini yapmak.
honeymoon: balayı; balayına çıkmak; period balayı dönemi.
hospital: hastane; darülaceze; accommodation hastaneye yatırma / yatma.
hotel: otel; accommodation otele yerleşme / yerleştirme; accommodation otelde kalma; accomodation otel odası.
hotels: directory of otel rehberi.
hours: absent gelinmeyen saatler; accumulative biriken saatler; actually worked fiilen çalışılan saatler; convention çalışma saatleri konusunda anlaşma.
house: ev; mesken; hane; ev halkı.
houses: of parliament (Br) parlamento binası; offered for sale satılık evler; as safe as son derece güvenli; block of sıra evler.
however: ne kadar; ne ölçüde (olursa olsun; buna rağmen; gene de.
huge: koskoca; çok iri; kocaman; cüsseli.
hungry: karnı acıkmış; istekli; kuru; kıraç.
hunt: av; şikâr; avcılık; avcılar kulübü.
hunted: to be avlanmak.
hunting: avcılık; arama; araştırma; dalgalanma.
hurt: yara; bere; zarar; hasar.
husband: koca; idare etmek; idareli kullanmak; herif.
hydrogen: hidrojen; bomb hidrojen bombası; peroxide oksijenli su.
idea: fikir; düşünce; mütalaa; tasavvur.
ideas: efkâr; man reklamcılıkta fikir bulma uzmanı; man (reklam Br) fikir bulma uzmanı; advanced ileri fikirler.
important: önemli; önemli; ehemmiyetli; mühim.
including: dahil eden; içeren; havi; dahil.
individuals: efrat; shady şüpheli kişiler.
inexpensive: ucuz; masrafı az; ehven.
informal: teklifsiz; resmi olmayan; merasimsiz; resmi giysi gerektirmeyen.
information: bilgi; bilgi; malumat; haber.
instead: yerine; yerinde.
intelligent: zeki; yetenekli; kabiliyetli; maharetli.
iraq: Irak.
irrelevant: konu dışı; yersiz; günün önemli konularıyla ilgisi olmayan; alakasız.
island: ada gibi yer; adaya çıkmak; ada; display ada teşhir.
istanbul: municipality waterworks iski.
italian: İtalyan; İtalyanca.
italy: İtalya.
jacket: ceket; kapak kılıfı; ciltli kitap kapağının üstüne geçirilen kılıf; şömiz.
japanese: Japon; Japonyalı; Japonca.
john: tuvalet; hela; bull tipik Ingiliz; doe hayali sahte davacı taraf.
keep: bir hisarin iç kalesi, yiyecek, gida, bogaz
keeping: bakım; muhafaza; koruma; himaye.
kept: alıkonulmuş; saklanmış; on deposit emaneten saklanan; press para yiyen basın.
kill: hayvan öldürme; öldürülmüş hayvan; öldürmek; katletmek.
killed: öldürülmüş; maktul; in action cephede şehit düşmüş; instantly (kazada) anında ölmüş.
killing: öldürme; katil; (borsa) yüksek spekülasyon kazancı; by misadventure kasıtsız adam öldürme.
kilometres: a hundred saatte 100 km.
kilt: Iskoç erkeklerinin giydiği etek; etek.
kitchen: mutfak; kuzine; cabinet mutfak dolabı; committee iaşe kurulu.
lady: kadın; hanım; hanımefendi; anne.
land: arazi; kara; toprak; yer.
landed: mallı mülklü; zengin; (yük) boşaltılmış; / real servitude gayri menkul irtifak hakkı.
language: dil; dil; lisan; konuşma yeteneği.
large: geniş; büyük; iri; bol.
larger: area geniş alan; ask for credits daha büyük miktarda kredi istemek; insure for a amount ek sigorta yaptırmak; next size bir boy büyüğü.
last: son; son; en sonraki; en gerideki.
late: geç; gecikmiş; geri kalmış; sabık.
later: daha sonra; bilahare; sonra; sonraları.
laughter: gülüş; gülme; kahkaha; gülünecek şey.
laurel: defne ağacı; defne dalından çelenk; bay defne ağacı.
learn: öğrenmek; işitmek; haber almak.
learned: bilgili; alim; çok okumuş; malumatlı.
learning: öğrenme; ilim; bilgi; irfan.
learnt: to have a trade bir meslek öğrenmiş olmak; to have a trade meslek öğrenmiş olmak.
least: en ufak; en küçük; en az; asgari.
leave: izin; ruhsat; müsaade; mezuniyet.
leaves: loose tek tek kâğıtlar; loose föy volanlar.
leaving: ayrılma; terk; miras bırakma; (gemi) yola çıkma.
left: sol; solda; sola ait; artık.
level: düzey; düzlük; düz yer; taban terazisi.
liberty: özgürlük; hürriyet; istiklal; cüret.
library: kitaplık; kütüphane; kitaplık; kütüphane binası.
lick: yalama; yalayış; tokat; az şey.
life: hayat; yaşam; ömür; (sözleşme) geçerlik.
lift: kaldırış; yükseltme; yükselme derecesi; kaldırılacak şey.
lighter: mavna; salapurya; yakan şey veya kimse; yakıcı / tutuşturucu şey.
lights: according to his kendi ilkelerine göre; advertising ışıklı ilanlar.
like: gibi; benzer; sevmek; beğenmek.
likes: gibileri; beğeniler; zevkler; and dis bir kimsenin zevkleri.
line: çizgi; geçek; hat; satır.
listen: dinlemek; kulak vermek; in radyo dinlemek.
listening: dinleme; area dinleme alanı; key (telefon) birlikte dinleme tuşu.
little: ufak; küçük; kısa; az.
live: canlı; canlı; diri; zinde.
lived: in (oda , vb) oturulmuş; in içinde yaşanmış; in (yüz , sima) tecrübenin izleri olan; long- assets uzun ömürlü varlıklar.
lively: canlı; hayat dolu; neşeli; ferah.
living: yaşama; hayat biçimi; geçim; geçinme.
load: yüklemek; yük; hamule; sıklet.
local: mahalli, yerel; yerel; yerel; mevzii.
london: Londra; bankers clearing house (Br) Londra Ticaret Odası.
lonely: yalnız; terk edilmiş; ıssız; tenha.
long: uzun; uzun süren; yorucu; mesafe bakımından uzun.
look: bakış; nazar; bakma; ifade.
looked: he about him bakındı; he about him etrafına baktı; to arouse (be upon with) suspicion kuşku uyandırmak.
looking: bakma; glass ayna; glass ayna.
lose: yitirmek; kaybetmek; kaçırmak; elden kaçırmak.
lost: kayıp; kaybolmuş; telef olmuş; gitmiş.
lots: cast fal açmak; cast fal bakmak; dispose of kura çekmek.
love: sevgi; tutku; sevgili; dost.
lovely: güzel; latif; sevimli; delicate and oya gibi.
luck: talih; şans; baht; uğurlu şey.
lucky: şanslı; talihli; uğurlu; meymenetli.
made: yapılmış; üretilmiş; mamul; başarısı kesin.
madrid: Treaty of Madrid antlaşması.
magazine: depo; cephane deposu; dergi; mecmua.
main: ana; ana boru; büyük; belli başlı.
major: ana; büyük; binbaşı; majör.
make: yapılış; yapı; biçim; şekil.
makes: that all the difference bu her şeyi değiştirir.
making: yapma; etme; teşekkül; yapı.
male: erkek; er; baba.
many: çok; çok sayıda; birçok; epey.
maria: black cezaevi arabası; black (argo) kapalı kasa polis kamyoneti.
mark: im; imlemek; a; işaret.
market: piyasa; pazar; çarşı; piyasa.
markets: allocate pazarlara dağılmak; allocation of pazarlara dağıtım; diversify into commercial ticari piyasalara girmek.
marks: of old age yaşlılık izleri; associated trade birleşik markalar; bad kötü ders notları.
marriage: evlenme; izdivaç; evlilik; birleşme.
married: evli; evlenmiş; kocalı; nikâhlı.
mars: Mars; Merih.
mary: bloody votka ve domates suyu karışımı bir tür kokteyl; virgin bloody votkasız bloody.
mason: duvarcı; taşçı; ; far.
massive: ağır; iri yapılı / cüsseli; muazzam; som.
mate: (özellikle , erkeğe) hitap tarzı; iş arkadaşı; yardımcı; koca.
materials: eşya; mevad; and equipment malzeme ve ekipman; fit for the job işe uygun malzeme.
maybe: belki; muhtemelen; olabilir ki.
meal: yemek; öğün; geçim kaynağı; elenmemiş kaba un.
meals: free bedava yemek; take away alıp dışarı götürülebilecek hazır yemek; to take one's out of doors dışarda yemek yemek; welfare ücretsiz dağıtılan aş / yemek.
meaningful: manalı; anlamlı; manidar; to give sb a look birine anlamlı anlamlı bakmak.
measurement: ölçüm; ölçme; ölçülme; ölçü.
meat: et; kolayca yenilebilen veya etkilenebilen kişi; kolay iş; and potatoes et ve patatesler.
metal: maden; ; yol balastı; (Br) yola mıcır döşemek.
middle: orta; vasat; ortadaki; aradaki.
midnight: gece yarısı; shift gece yarısı vardiyası; at midday / öğleyin; at midday / gece yarısı.
mile: mil; uzaklık.
miles: at a speed of 30 an hour saatte 30 mil hızla.
milk: süt; sütünü sağmak; (bir kimseyi) sağmak; (bir kimseden) faydalanmak.
million: milyon.
millions: of people milyonlarca insan; a thousand (Br) milyar; the halk.
month: ay; eaten güve yemiş; eaten yıpranmış; eaten eskimiş.
months: after a lapse of three üç ay geçtikten sonra; at a prompt of three üç aylık vade ile.
mother: valide; analık; başrahibe; analık etmek.
motorway: (Br) tercihli yol; otoyol; construction (Br) otoyol inşaatı; extension (Br) otoyolu uzatma.
mountain: dağ; yığın; aşırı miktardaki tarım ürünü; adventurer serüvenci dağcı.
mouth: ağız gibi bir şey; haliç; boğaz; surat buruşturma.
much: çok; fazla; epey; hayli.
multinational: birçok ülkede şubeleri; tali şirketleri; fabrikaları olan şirket; çokuluslu şirket.
name: ad; isim; nam; unvan.
named: adında; adlı; above yukarda adı geçen.
national: ulusal; milli; ulusal; tabi.
nations: milletler topluluğu; akvam; british commonwealth of İngiliz Uluslar Topluluğu.
natural: doğal; doğumla iktisap olunan ikametgâh; doğal; tabii.
near: yakın; yakında; hemen hemen; nerdeyse.
nearly: hemen hemen; takriben; nerdeyse; adeta.
necessary: kanunen tayin olunan ikametgâh; gerekli; lazım; zorunlu.
neighbour: komşu; yakın kimse veya şey; komşu olmak; yakın olmak.
newspaper: gazete; account gazete haberi; advertisement gazete ilanı; advertising gazete reklamcılığı.
newspapers: basın; control of basım kontrolü; pile of gazete balyası.
night: gece; akşam; karanlık.
nightclub: taverna; food or drink (served in a bar or konsomasyon.
nineteenth: on dokuzuncu; letter of the Turkish alphabet ö , ö.
normal: olağan; ; tabii; doğal.
north: kuzey; endüstrileşmiş; teknik ve ekonomik yönden dünyanın ilerlemiş ülkeleri; şimal.
nothing: hiç; hiçbir şey; sıfır; önemsiz şey / kişi.
obviously: besbelli; açıkça.
occasions: on all her fırsatta; on particular belli durumlarda; one of the rare nadir fırsatlardan biri.
ocean: okyanus; deniz; umman; sonsuz şey veya miktar.
older: sister bacı; (an relative) to resemble çekmek; a form of address to an man dayı.
omelette: ham jambon lu omlet.
only: biricik; tek; eşsiz; yegane.
open: açık; açmak; kilitlenmemiş; / n / ev dışında.
opened: açılmış; account without security açık kredi hesabı; to be to traffic trafiğe açılmış olmak; account without security açık kredi hesabı.
opera: ; glass dürbünü; house binası; house binası.
opinions: accredited benimsenen / beğeni gören kanılar; clash of fikir çatışması; clashing çatışan fikirler; climate of halk arasında esen hava.
opposite: karşıt; karşı; karşıda; zıt.
ordinary: bayağı; usule göre; (hak) doğal; tabii.
organisation: dealer bayilik teşkilatı.
organize: düzenlemek; düzenlemek; intizama koymak; teşkil etmek.
other: diğer; başka; öte; / adj , adv , pron / başka.
package: paket; bohça; paket; ambalaj ücreti.
packages: put on numbers on paketleri numaralamak; benefit sosyal yardımlar; to make paketler halinde ambalaj yapmak; to make up in ambalaj yapmak.
paella: etli; balıklı; sebzeli bir tür İspanyol pilavı.
paid: ödenmiş; maaşlı.
pain: dert; keder; ıstırap; gazap.
pair: çift; iki tane; karı koca; çift çift ayırmak.
pairs: inçifter çifter.
palm: avuç içi; aya; hurma ağacı; iye.
paper: kâğıt; gazete; senet.
papers: evrak; vesaik; and periodicals gazeteler ve dergiler; in the case dava evrak-ı müsbiteleri.
paragraph: paragraf; paragraf; bant; fıkra.
paragraphs: loose kendi başına duran paragraflar.
parents: ebeveyn; and relations ebeveyn ve akrabalar; adoptive evlat edinen ana baba.
paris: bourse (Fr) 1724 tarihinde kurulmuş Paris Borsası; charter silahsızlanma.
park: ; umumi bahçe; ordu mühimmatının biriktirildiği yer; luna.
parks: department bahçeler müdürlüğü; public umumi parklar; public kamu parkları.
part: parça; bölüm; kısım; uzuv.
party: parti; ziyafet; toplantı; eğlence.
passenger: yolcu; seyyah.
passengers: conveyance of yolcu nakliyatı; density of yolcu yoğunluğu; land quickly yolcuları çabucak karaya çıkarmak.
past: geçmiş; geçen; olmuş; sabık.
patience: sabır; sebat; tahammül; dayanma.
pattern: desen; örüntü; örnek; numune.
paul: to rub peter blue to pay başkasına vermek; to rub peter blue to pay birinden gasp etmek.
peanut: yerfıstığı; amerikan fıstığı; önemsiz kimse; (US) önemsiz miktarda para.
people: halk; ahali; nüfus; ulus.
perhaps: belki; muhtemelen.
person: kişi; şahıs; fert; şahsiyet.
peru: Peru.
peter: blue kalkış sinyali; blue hareket flaması; out tavsamak; out hızı azalmak.
phone: telefon; telefon etmek; book telefon rehberi.
pick: kürdan, kazma, seçme hakki / firsat, elle toplanan meyve miktari
picked: seçilmiş; seçkin; goods seçkin mallar; out seçilmiş.
pictures: editor resim editörü; of current events güncel olayların resimleri.
place: yer; mahal; mekân; mevki küçük sokak / meydan.
places: change with another biriyle yer değiştirmek; exchange yer değişmek; high yönetici siyasi çevreler; memory for yerleri anımsama yeteneği.
plan: ; kroki; taslak; niyet.
plane: rende, planya, düzlem, düzey
planes: schedule of uçak tarifesi; intersection of two ayırt.
planets: exploration of gezegenlerin araştırılması.
planned: planlanmış; planlı; düzenli; mutasavver.
planning: planlama; planlama; düzenleme; proje yapma.
plans: board (reklam ajansı) planlama kurulu; in embryo henüz oluş aşamasındaki planlar; alter one's tasarısını değiştirmek.
plants: open- air ev içinde yetiştirilemeyen bitkiler; ornamental süs bitkileri; strake of borda kaplaması.
play: oyun; eğlence; sahne oyunu; şaka.
playful: oyunbaz; şakacı; neşe dolu; şakacıktan.
playing: oynama; card oyun kartı; card iskambil; field oyun alanı.
pleasant: hoş; güzel; latif; tatlı.
please: memnun etmek; sevindirmek; hoşnut etmek; hoşuna gitmek.
pointed: sivri; dokunaklı; iğneli; hood sivri külah.
points: man (Br) demiryolu makasçısı; of claim (Br) şikâyetname; of claim dava arzuhali / dilekçesi; of comparison karşılaştırılacak özellikler.
pool: havuz; havuz; su birikintisi; bahiste / kumarda ortaya konan para.
popular: popüler; gözde; halkça tutulan; revaçta olan.
port: kapı; liman; liman şehri; barınak.
posters: illuminated ışıklı ilanlar.
powerful: yetkili; kudretli; nüfuzlu; güçlü.
practice: uygulama; tatbikat; pratik; egzersiz.
prefer: tercih etmek; yeğlemek; daha çok beğenmek; daha çok hak vermek.
prescription: zaman aşımı; emir; talimat; reçete.
presents: by these işbu belgeler ile; exchange birbirine armağan vermek.
pressure: basınç; baskı; tazyik; hücum.
printer: yazıcı; yazıcı; basımcı; matbaacı.
probably: muhtemelen; belki de; ihtimal; most her hal de.
problems: müşkülat; for discussion müzakere edilecek konular; balance-of-payments ödeme dengesi sorunları; cartel kartel sorunları.
produce: mahsul; ürün; hâsılat; zerzevat.
professor: profesör; öğretim üyesi; hoca; açıklayan ya da iddia eden kimse.
prompts: (Br) hemen teslime hazır mallar.
protect: korumak; korumak; muhafaza etmek; saklamak.
protection: koruma; himaye; haraç.
proud: gururlu; mağrur; kibirli; azametli.
provided: şu şartla ki; şartıyla; eğer; olduğu takdirde.
public: genel; kamu; halk; ahali.
published: yayımlanmış; basılmış; by tarafından yayımlanmıştır; price (kitap) perakende satış fiyatı.
punctuation: noktalama; noktalama; noktalama işareti; mark noktalama işareti.
quickly: hızla; çabucak; çabuk; bir solukta.
race: yarış; koşu; koşuş; yaşam süresi.
races: play the yarışlarda oynamak; boat kayık yarışları; to play the yarışlarda oynamak.
radio: radyo; telsiz telgraf veya telefon; telsiz telgraf veya telefonla gelen haber; radyo ile yayınlamak.
rail: tırabzan; merdiven parmaklığı; demiryolu rayı; demiryolu.
railway: (Br) demiryolu; trenle gitmek; hat; demiryolu.
reach: uzatma, uzanma, yetisme, erisme
read: okumak; okuma süresi; okunacak bir şey; okumak.
reader: okuyucu; okur; yayımlanacak yapıtları eleştiren kimse; düzeltmen.
reading: okuma; okunma; okunuş; edebi araştırma / çalışma.
reads: digest what one okuduğunu hazmetmek.
ready: hazır; hazır; emre amade; istekli.
real: gerçek; gerçek; hakiki; içten.
realize: gerçekleştirmek; tahakkuk ettirmek; para getirmek; paraya çevirmek.
really: gerçekten; sahiden; cidden; aslında.
reason: us; sebep; neden; illet.
reasons: mahkeme kararı gerekçesi; adduced gösterilen nedenler; for an appeal temyiz nedeni; for deportation memleketten sürülme nedeni.
relative: göreli; bağlı; ilişkin; dair.
relatives: akraba; taallukat; near yakın akraba; in the collateral line civar akrabalığı.
relax: gevşeme; gevşetmek; zayıflatmak; yumuşamak.
reliable: güvenilir; itimat edilir; emniyetli; itimat edilebilir.
republic: cumhuriyet; of letters yayın dünyası.
restaurant: restoran; lokanta; bill restoran hesabı; car (US) vagon restoran.
right: doğru; düz; dik; haklı.
road: yol; karayolu; rota; tarik.
safe: emniyette; emin ellerde; kurtarılmış; emin.
said: adı geçen; mezkûr; nuff tartışma bitmiştir; nuff yeterince konuşuldu.
saint: aziz; azize; veli; evliya.
sally: çıkış hareketi; alaylı ve beklenmedik nükte; kısa gezinti; dışarı fırlamak.
salt: tuz; denizci; tuzluk; lezzet.
same: aynı; tıpkısı; eşit; adı geçen.
sandwich: sandviç; iki şey arasına güçlükle yerleştirmek / koymak; araya sıkıştırmak.
saturated: doymuş; dolgun; doygun; meşbu.
saturday: Cumartesi (günü; closing cumartesileri kapalı olma.
save: saklamak; kurtarış; gol kurtarma; maada.
says: to be careful of what one sözü tartmak; to make sb do what one söz geçirmek.
school: okul; mektep; öğretim devresi; ekol.
schools: common devlet okulları; inspectorate of (Br) maarif müfettişi.
scottish: scotch İskoçyalı.
seat: oturulacak yer, koltuk, iskemle, sandalye
seats: available boş yerler; crush into the front ön sıralara koşuşmak; engage at the theater tiyatroda yer ayırtmak.
secondly: ikinci olarak.
secretary: sekreter; bakan; (bir kurumda) yazı işleri müdürü; kâtip.
selling: satış; satma; alıcı bulma; satışa sunma.
several: birkaç; çeşitli; muhtelif; ayrı.
shape: şekil; biçim; şekil; suret.
share: katilma payi, hisse senedi, hisse, paylasmak
shelf: sergen; raf; sığınak; sergen.
shirt: gömlek; zıbın; sleeve gömlek kolu; sleeve diplomacy teklifsiz / laubali diplomasi.
shirts: seller of gömlekçi; the making or selling of gömlekçilik.
shoes: laces ayakkabı bağları.
shop: dükkân; mağaza; atölye; fabrika.
shopping: satın alınan şeyler; alışveriş; alış veriş; bag alışveriş çantası.
shops: array of alışveriş merkezi; chain of dükkânlar zinciri; the other rakipler.
short: kısa; kısa; kısa boylu; eksik.
shorter: to become kısalmak.
shorts: kırıntı; düşük kaliteli mal; şort; kısa pantolon.
shoulders: head and above the others ötekilerin çok üstünde; padded vatkalı omuzlar; square one's omuzlarını dik tutmak.
show: göstermek; gösteriş; görünüş; temsil.
shows: silence gives / consent sükût ikrardan gelir; when the occasion fırsat çıktığında; one who partiality (n).
sightseeing: gezme; görülecek yerleri ziyaret etme; bus şehri gezdiren otobüs; excursion şehir gezisi.
signature: imza; imza; işaret; forma.
silk: ipek; ipekli kumaş; ipekli.
similar: benzer; ayrımsız; muadil; mümasil.
sleepy: to be very göz ünden uyku akmak.
slice: dilim; dilim; time zaman dilimi.
slippers: walk on golden para içinde yüzmek.
slopes: the lower of a mountain dağ eteği.
small: ufacık; küçük; önemsiz; ahlakça zayıf olan.
smaller: daha küçük; roes satıştan ele geçen az para; to grow küçükleşmek.
smart: açıkgöz; usta; akıllı.
smell: koku; koklama; rayiha; koklamak.
soldier: er; askerlik yapmak; işten kaçınmak; kaytarmak.
soldiers: asker; conscript askere alınan erat; enlist gönüllü asker olmak; enrol l ment of asker alma.
something: bir şey; bir parça bir şey; değerli bir şey; (unutulan bir sayı ya da sözcük yerine) bilmemne.
south: güney; cenup; pole güney kutbu.
space: alan; boşluk; yer; alan.
spacious: ferah; bol; geniş; açık.
spanish: İspanyol; İspanya ile ilgili; İspanyolca'ya ait; walk sb birinin yakasına yapışmak.
speak: konuşmak; söz söylemek; konuşma yapmak; söylev vermek.
speaks: he / she flawless Turkish kusursuz türkçesi var; sb who in a hesitant tutuk; sb who with a bad accent şivesiz.
special: özel; özel; hususi; has.
speed: hız; hız; sürat; çabukluk.
spend: harcamak; sarf etmek; israf etmek; har vurup harman savurmak.
spending: harcama; sarf etme; bill harcama önergesi; binge deli gibi satın alma.
spends: who money like water mirasyedi.
spent: bitkin; bitmiş; tükenmiş; harcanmış.
spoke: tekerlek parmağı.
spoon: kaşık; kaşığa benzer şey; kaşıklamak; kaşıkla almak.
sports: spor; car spor araba; columnist spor sütunu yazarı; coverage (reporting) in television TV spor haberleri.
spread: spred, yayilma, alan, vüsat
square: kare; gönye; T cetveli; iletki.
staff: değnek; sopa; direk; personel.
star: yıldız; mümtaz şahsiyet; yıldız koymak; yıldızlarla işaretlemek.
started: to have work at once hemen işe başlatmak; (flowers) açılmış; let's get haydi işe koyulalım.
state: durum; durum; hal; vaziyet.
statements: annual yıllık bayannameler; check sb's birinin ifadesini kontrol etmek; conflicting çelişen ifadeler.
station: durak; istasyon; merkez; gar.
statue: heykel; yontu; of liberty özgürlük anıtı.
stay: kalma; durma; oturma; ikamet.
stayed: payandalı.
staying: destekleme; kalma; payanda vurma; power dayanıklılık.
stewardess: uçak hostesi; hostes; the work of a hosteslik.
still: sessiz; sakin; hareketsiz; durgun.
stop: durdurmak; durmak; durak; durma.
stopped: durdurulmuş; (çek) ödenmeyen; tıkalı; tıkanık.
storage: bellek; depolama; depolama; ardiyede muhafaza etme.
straight: doğru; düz; namuslu; güvenilir.
strange: tuhaf; garip; acayip; yabancı.
stripes: stars and ABD'nin bayrağı; to lose one's rütbesi indirilmek.
stump: kütük; kesilen uzvun geri kalan parçası; kök; siyasi hatiplere özel kürsü.
substances: milky ağartı.
such: bunun gibi; böyle; şöyle; öyle.
suddenly: hop, dam dan düser gibi, birden, birdenbire
sugar: şeker; tatlı söz; şekerlemek; şeker katmak.
suitable: uygun; yerinde; münasip; elverişli.
sunday: pazar günü; closing pazarları kapalı olma; closing dükkânların pazarları kapalı olması.
supermarket: süpermarket; büyük mağaza; chain süpermarket zinciri; vest pocket büyücek bir bakkal dükkânı.
surprise: sürpriz; beklenilmedik şey; şaşkınlık; ansızın yer alan şey.
surprised: I am very much bir yaşına daha girmek; to be astonished / şaşırmak.
table: çizelge; masa; sofra; sofraya konan yemek.
take: alma; alış; tutma; tutuş.
taken: / adj / short acele tuvalete gitmek ihtiyacında; in the fact suçüstü yakalanmış; seat rezerve / tutulmuş yer; up by the police polis tarafından yakalanmış.
takes: have what it gerekli nitelikleri bulunmak; it two to tango her ikisi de sorumlu; the devil the hindmost sona kalan dona kalır; what it ne gerekirse.
taking: alma; alım; alış; ahiz.
talk: konuşma; laf; lakırdı; söz.
talked: person or thing being söz konusu; to be about everywhere çalkalanmak; to be over görüşülmek.
talking: konuşma; görüşme; film sesli film.
tall: uzun boylu; uzun; abartmalı; mübalağalı.
tartan: ekose kumaş; ekose; kareli kumaş.
taste: lezzet, tat, çesni, tat alma duyusu
taught: to be good manners terbiye görmek; to be to öğretilmek.
taxis: fleet of bir kişiye ait taksiler.
teacher: öğretmen; hoca; muallim.
teeth: dişler; by the skin of one's ancak.
television: televizyon; ad ban (US) televizyonda reklam yasağı.
tell: söylemek; anlatmak; hikâye etmek; ifade etmek.
temperature: ısı derecesi; suhunet; ısı; hararet.
terrace: set; teras; taraça; bayır üstünde sıra evler veya sokak.
terrible: korkunç; dehşetli; berbat; tatsız.
than: dan; e göre; hariç; başka.
that: o; şu; ki; şunu.
their: onların.
them: onları; onlara; onlar.
then: o zaman; o vakit; ondan sonra; derken.
there: orada; oraya; o noktada; o derecede.
these: bunlar; bunlar; şunlar; shares are active bu hisseler pek hareketli.
they: onlar; accede d to our terms şartlarımızı kabul ettiler.
thing: nesne; şey; mevcudiyet; cansız şey.
things: pılı pırtı; eşya; giyecekler; (bavul) yolculuk eşyası.
think: düşünme; düşünmek; düşünüp taşınmak; sanmak.
third: üçüncü.
this: bu; şu; bu; bunu.
those: o; şunlar; in the audience hazirun; present (US) hazır bulunanlar.
thought: düşünce; fikir; mütalaa; düşünme.
thousands: separator binlik basamak ayırıcı; run into binleri bulmak; run up into binleri bulmak; of binlerce.
three: üç.
throat: boğaz; gırtlak; dar geçit; gerdan.
through: içinden; arasından; bir yandan öbür yana; bir başından öbür başına.
thursday: perşembe (günü; maundy Paskalya'dan önceki Perşembe.
till: 'e kadar; 'e gelinceye kadar; çift sürmek; toprağı işlemek.
title: başlık; başlık; unvan; lakap.
today: bugün; bugünlerde; zamane.
together: beraber; birlikte; bir arada; aralıksız.
tonight: bu gece; bu akşam; bu günün gecesinde; akşam.
topic: konu; konu; mevzu; güncel konu.
topics: of conversation konuşma konuları; of the agenda gündem konuları; of the topic genda gündem; leading of the hour günün başta gelen konuları.
towards: bir şeye doğru; charitable to / sb birine iyilik etme; charitable to / sb yardım etme.
tracker: izleyen kimse; dog iz süren köpek.
traditional: geleneksel; görenek; ananevi; economy geleneksel ekonomi.
traffic: trafik; gidiş geliş; seyrüsefer; alışveriş.
train: tren; katar; takım; sıra.
transport: taşımak; askeri araç; kendinden geçme; zevk ve heyecandan çılgın hale gelme.
transportation: nakliye; nakil; bir yerden bir yere taşıma; ulaştırma.
travel: yolculuk; seyahat; hareket; yolculuk / seyahat etmek.
travelled: heavily line çok trafiği olan hat.
traveller: yolcu; seyyah; (Br) satış elemanı.
travellers: put up yolcuları konaklatmak.
travelling: seyahat; gezici; seyyar; seyahat eden.
trip: gezi; bir yerden bir yere yapılan seyahat; kısa yolculuk; tur.
trips: reduction for round geri dönüş yolculuğu için indirim; to make regular işlemek; to send sb on many dama taşı gibi oynatmak.
truth: gerçeklik; hakikat; gerçek; doğruluk.
tuberculosis: tüberküloz; verem.
turtle: kaplumbağa; dove üveyik; neck balıkçı yaka; mock soup yalancı kaplumbağa çorbası.
twelve: on iki; on iki sayısı.
type: tip; çeşit; tür.
types: of audit denetleme yöntemleri.
typical: tipik; türüne özgü.
understand: anlamak; kestirmek; bilmek; öğrenmek.
unfortunately: kötü talih sonucu; ne yazık ki; maalesef; aksi gibi.
until: e kadar; e dek; e değin; değin.
unusual: görülmedik; nadir; seyrek; müstesna.
upset: devrilmiş; düzeni bozulmuş; altüst olmuş; üzüntülü.
useful: yararlı; faydalı; kullanışlı; hayırlı.
usual: mutat; olağan; her zamanki; normal.
usually: çoğu kez; çoğunlukla; ekseriya; genellikle.
variety: değişiklik; farklılık; karışım; çeşit.
village: köy; köy halkı; community köy kooperatifi; council (US) belediye meclisi.
violent: sert; şiddetli; zorlu; kuvvetli.
vocabulary: söz varlığı; ek sözlük; kelime dağarcığı; lügatçe.
volcanic: volkanik; yanardağ gibi; yanardağ içinden çıkmış; volkan gibi.
volcano: volkan; yanardağ; active faal yanardağ; dormant halen faal olmayan yanardağ.
wait: beklemek; bekleme; bekleme süresi; gecikme.
waited: I a good / full / solid hour tam bir saat bekledim.
waiting: bekleyen; bekleme; at a dinner bir akşam yemeğinde servis yapmak; bay vedalaşma peronu.
walk: yürüyüş; gezme; tavır; hareket.
walking: gezme; yürüme; aylak.
walls: city surlar; custom gümrük duvarları; fence a town with şehri surlarla çevirmek; panelled lambrili duvarlar.
want: yokluk; eksiklik; noksan; lüzum.
wanted: aranıyor; arananlar; by the police polis tarafından aranıyor.
wants: of life yaşam gereksinimleri; bodily bedensel ihtiyaçlar; consumer tüketici istekleri.
warm: ılık; sıcak; hararetli; canlı.
wars: live through two iki savaş geçirmiş olmak; star yıldız savaşları; to have been in the (Br) hırpalanmış olmak.
wash: yıkama; yıkanma; çamaşır; dalgaların kıyıya attığı süprüntü.
watches: maker / seller / repairer of clocks / saatçi; person who oversees parking and parked cars kâhya.
water: su; deniz; göl; nehir.
wave: dalga; dalga; dalgalanma; el işareti.
ways: gemi kızağı; kızak; and means mali tedbirler; and means para temini.
wear: dayanıklılık; dayanma; yıpranma; eskime.
wearing: yorucu; yıpratıcı; takma; apparel giyim kuşam.
weather: hava; hava durumu; kötü hava; ortam.
wednesday: Çarşamba (günü.
weigh: tartmak; incelemek; itibar edilmek; ağırlığında olmak.
well: iyi; güzel; hoş; hakkıyla.
what: ne; ne kadar; bir şey.
wheat: buğday; buğday fidanı; belt buğday yetiştiren mıntıka; combine buğday karteli.
when: ne zaman; ne vakit; ne zaman ?; vakit.
where: nerede; nereye; nereden; nere.
which: hangi; hangisi; hangisini; olan.
white: beyaz; soluk; renksiz; sararmış.
whole: tam; bütün; tüm.
wholemeal: kepekli undan yapılmış.
will: meram; maksat; arzu; istek.
with: ile; 'den; 'e; 'e rağmen.
within: içerde; içerden; zihnen; yürekten.
without: haber vermeden; ilansız; 'sız; 'meden.
woman: kadın; kadınlık; metres; bir iş yerine kadın personel sağlama.
wonderful: harika; harikulade; çok iyi; güzel.
wool: yün; yapağı; yün gibi yumuşak; kıvırcık ve kısa saç.
world: dünya; âlem; evren; kâinat.
year: yıl; sene.
years: ahead ilerki yıllar; ahead gelecek; of discretion temyiz kudretine sahip olunan yıllar; of office hizmet yılları.
yellow: sarı; alçak; kıskanç; sararmak.
yesterday: dün.
yourself: kendin; kendiniz; kendi kendinize.